Köprünün üstünde her zamanki duran balıkçılar. Karda, kıyamette bile Unkapanı Köprüsü'nde bir-iki tanesini görüp şaşırıyordum. Baharın ya da yalancı baharın gelişiyle köprüde olta atacak yer kalmamıştı.
Olta atanları görünce aklıma ufak tekneyle yazlıkta dört kişi balığa çıktığımız günler geliyordu. Biz, teknenin dört köşesine dağılmış dört kafadar, o misinaları her seferinde birbirine karıştırırken onlar nasıl oluyor da oltaları karıştırmıyordu? Bu sorunun cevabını haftanın en az beş gün, en az 10 kere üstünden geçtiğim köprüden geçerken düşünüyordum.
Kışın geride kalması, yarimin en sevdiği mevsim ikilisi olan bahar-yaz döneminin gelmesi demektir. Güzel yüzüne vuran güneş sayesinde kahverengi gözleri daha da bir kahveye benziyordu. Kahve tohumu sanki. Hani, Starbucks'ta kahve alırken her zaman gözünüze takılan ve ağzınıza alıp ısırmayı denediğiniz sert kahve tohumu. Aynı öyle...
Kış geride kaldı. Hava bazen soğuk ama kış geride kaldı. Biatlon ve Alp Disiplini sporlarında da sezon bitti. İşe girmeden, henüz staj dönemindeyken, ilk kış sporu haberi yaptığım zaman şunu duymuştum: "Hafta sonları izle, çok seversin." Gerçekten de öyle oldu. Kış sporları bağımlılık yaratıyormuş. Kimine izlemesi eziyet olabilir ama, biatlondaki heyecan, birçok sporu geride bırakabilir fakat bir futbol değil. Albert Camus ne demişti? "Ahlaka dair ne biliyorsam bunu futbola borçluyum. Çünkü top, hep beklemediğim köşeden geldi" Evet, Camus kaleciydi. Tıpkı, Ernesto Che Guevara gibi.
Yanındaki pisuvarda birisi varken çişini yapamayanların blogu Asmalımescit, tez zamanda görüşmeyi umar.
0 yorum:
Yorum Gönder