21 Kasım 2009 Cumartesi

değme felek


-peki nasıl bir kız bu saadet?
-atölyenin en güzel kızıdır saadet, overlok yapar. arada düşürürse de kral'da istek yapardı, yine bizim veyso için...

başka semtin çocukları'nı geçen senenin takvimine sığdıramamıştım nedense. film festivali zamanı niyetlendim ama galası olduğu için bilet bulamamıştım. kısmet bu geceye imiş.

alevi-sünni konusu eksenli bir askerlik filmi aslında bir şey olmuş bu yapıt. başrol karakterleri alevi, arka roller sünni.

askerliği kağıt üstünde bitmiş ama kafasında bitirememiş iki tane adam var filmde ve bunlar önemli katarsis noktası gibi sunuluyor bizlere.

film genel olarak gazi mahallesi'nde geçiyor. istanbul'da alevi kelimesi ile beraber telaffuz edilen bir semttir orası.

alevi başrol oyuncuları olunca müzikler de o yönde olmuş. ' değme felek ' (ki bunu filmde bülent inal söyler) ve 'ötme bülbül ötme şen değil bağım' gibi iki önemli alevi türküsü filmde yer almış. filmin müziklerini cem yıldız yapmış. çok iyi!

son olarak diyeceğim şudur: bu tarz filmlere şans verin. türk sineması çok iyi yolda!

19 Kasım 2009 Perşembe

lütfen!


şu formanın, şu ayakkabının güzelliğine bakar mısınız?

futbola sarkık libero anlayışı geri dönsün. beckenbauer'i her gün anmaya devam edelim.

16 Kasım 2009 Pazartesi

23.06

az önce aynaya baktım ve kıl yumağına dönmüş birini gördüm.

saçım, sakalım birbirine girmiş.

hiç sevmedim bu gece kendimi.


11 Kasım 2009 Çarşamba

kar yağsın

güneş

blogundaki profil fotoğrafında veliefendi hipodromunda çekilmiş bir fotoğraf olabilir. hatta bu beni birçok kişiye duygusuz biri gibi lanse ettirebilir.

ama ben duygusal biriyim.

uzun boylu olmam ve sürekli sakallı olmam, duygusuzum imajı sağlayabilir kimilerine.

ama O anladı beni.

dışımla içim ayrı gibi duruyor ama biz her yere beraber gidiyoruz.

keşke senin kadar yazıya dökebilsem hissettiklerimi.

seni çok seviyorum sevgilim.

sevgilim gibi seviyorum. bazen yıllardır yanımda olan kadim bir dost gibi.

bazen annem gibi seviyorum.

ya aslına bakacak olursak, ben bizi çok seviyorum.

iyi ki varsın ve 5 aydır her anımda benimlesin.

üzüldüğüm zaman bile.

sevindiğimiz zamanlarda bile.

yürüyoruz düş bahçelerinde ve o düş bahçeleri hiç bitmeyecek.

sadece güneşi göreceğiz sonunda.

10 Kasım 2009 Salı

suç neydi, ceza neydi?

sonuna kadar solcu bir gelenekte doğdum. belli bir yaşa kadar çevremdeki herkesi halk partili sandım.

bu kalp seni unutur mu dizisini izlerken çok etkilendim.

ve şunu düşündüm: solcu ya da sağcı kim olursa olsun, inandıkları uğruna bu ülkede bedel ödeyen, işkence gören, yıllarca içerde yatan, ölen, sakat kalan insanlara saygı duymamız gerekiyor.

çoğumuzun aklına gelmeyenleri onlar sonuna kadar yaşamışlar.

belki de insanları çok sevmişler de bunun için bu kadar şey olmuş.

içeriden çıkan birine sormuştum: ''neden içeri girdin?''

''biz çok inanmıştık'' dedi.

sustum.

08 Kasım 2009 Pazar

kahvaltı öncesi notu

okudum, okudum ve okudum.

öptüm, öptüm ve öptüm, elinin değdiği o kitabı.

ah sevgilim, ne güzel şey hatırlamak seni.

hatta, ne güzel şey seni hiç unutmamak sevgilim.

05 Kasım 2009 Perşembe

tweet ya da cik cik cik

tez konum belirlendi.

sevgilimin vizeleri yarın bitiyor.

yarın içki içme zamanıdır. -çok güleceğiz-

beşiktaş kötü, varsın daha kötü olsun.

alexis hala kırtasiyede fotokopi çektiriyor.

altan tekstil devi oldu.

üstad yuvasını kurdu.

kerem sınav tarihleri yaklaştıkça okulda daha çok görülüyor.

metin emlakçı oldu, komisyon kovalıyor.

kadim dostum oğul ise maraton.com.tr'de editörlüğünün keyfini çıkartıyor, bulunduğu düzene her gün küfür ediyor.





kış geldi.

yarın kıskanmak geliyor.

kasım'da aşk başkadır klişesini yapmayanların, aşkın her saniye ve ay gözetmeksizin güzel olduğuna inananların blogu asmalımescit, ellerinizin başka bir çift elle ısınacağı bir kış diler.




01 Kasım 2009 Pazar

don't panic

2 gündür ev, sadece iddaa oynamak için dışarı adım atmak, kış geldi, hatta bildiğin kış geldi, alışveriş gerek, ntvspor iyi kanal, lig tv için salona gitmek, tek maçtan yatmak, twitter üzerinden eğlenmek, beni twitter'dan takip edenlere ben de yoldaş diyeceğim, sevgilinin sınav dönemi, hepsi güzel geçsin.

keyifsiz pazar kahvaltıları.

keyifsiz gazete okuma dakikaları.

oray eğin'in şahin k'nın ardından medyum memiş'i konuk etmesi.

okan bayülgen'in berbat konukları. umudumuz bu gece olan medya arkası.

tez konusu için sinema kitapları okumak. -elimdekileri daha önce okumuştum daha önce halbuki-




roger ljung vardı, ne oldu ona?

markus munch vardı bir de kadim dostum altan? unuttun mu yoksa?




keyifsiz pazar kahvaltısı.

beşiktaş wolfsburg'u yener mi acaba?

akşam mangal yakar mıyız acaba?

sevgisiz hayat nasıl olurdu acaba?

aşık olmadan nasıl yaşıyor insanlar acaba?

anlayamadım bir türlü.

anadilimiz aşk mı bizim acaba?

30 Ekim 2009 Cuma

zamanın tozu

bir gün sevgilimin filmekimi film listesinin bulunduğu-o şeyin adı neyse işte- şeyin arasında gördüğüm zamanın tozu filminin gala biletlerini, canım sevgilimin ne kadar düşünceli olduğuna dair düşüncem daha bir perçinlenmişti.

yaşayan efsane theo angelopoulos'un son filmi zamanın tozu'nu, istanbul film festivalinde izleyecektim, fakat, filmin negatiflerinden kaynaklanan bir sorun yüzünden gösterimi iptal
olmuştu.

filmekimi kapsamında film geldi ve biz de izledik.

film bir yumru gibi oturdu boğazıma. baba angelopoulos, kurgusuyla, konusuyla, müzikleriyle(eleni karaindrou) yani bir filmde olması gereken her şeyi en güzel biçimde kullanarak bizleri yine mahvetti.

düşündürdü, sorgulattı.

aşkı, anne-oğul sevgisini, kuşak farklarının sevgiyle nasıl aşılabileceğini ve daha nice duyguyu tattırdı bize.


anne ve oğul'un sisler arasındaki sarılma sahnesi ise müthişti.

angelopolus filmleri için hep şunu söylerim: herhangi bir planı print screen alıp duvarınıza asabilirsiniz. zaten her plan bir tablo gibidir.

birkaç tane inanılmaz güzel planlar vardı ve ben bunları görünce ''offff, vay vay vay'' gibi sesler çıkarttım, sevgilimi de bu yaralayıcı filmi izlerken güldürmeyi başardım.

ölmeden önce bu filmi kesin izleyin sevgili dostlar.

* * *

zaman hızla geçiyor. bazı anlar oluyor ki, hiç zaman geçsin istemiyorum.

her geçen gün birbirimize bir şeyler ilave ediyoruz.

her geçen gün sevginin önemini daha iyi anlıyoruz.

her geçen gün ellerin ellerimi, daha bir güvenle ve aşkla himayesi altına alıyor.

her geçen gün ben seni daha çok seviyorum...

zamanın tozu hep üstümüzde kalsın ve kimse üfleyip dağıtmasın üstümüzdeki tozları.

biz onlarla çok mutluyuz.

21 Ekim 2009 Çarşamba

hayat ne garip, futbolcular filan..

saçlarımda tek tük beyazlar çıkmaya başladı.

nedved futbolu bıraktı.

guardiola barcelona'nın, leonardo milan'ın, dan petrescu unirea'nın başında teknik direktör.

zola west ham'ın başında.

henrik larsson futbolu bıraktı.

ertuğrul sağlam 3. takımının başında teknik direktörlük yapıyor.

bülent korkmaz bakü'de.

sergen, mustafa doğan, oktay derelioğlu yorumcu oldular.

antonio conte atalanta'nın başında.

tayfur havutçu yıllardır kulübede, antrenör olarak.

laurent blanc bordeaux'ın başında çok başarılı.

thuram vardı, o da futbolu bırakmış.

sinisa mihajlovic faşistti, solcu bologna takımına gitti. başarısız sonuçlardan sonra kovuldu.

yok yok, yaşlanıyor insan.

*bu yazıyı dün gece şampiyonlar ligi özetlerini izlerken romen takımı unirea'nın başında olan dan petrescu'yu gördükten sonra yazmam gerekiyordu.

20 Ekim 2009 Salı

paşama bakar mısınız?


altın portakal

bir altın portakal daha geride kaldı. çok gitmek istiyordum ama olmadı. okuldan giden samimi bir arkadaşımla dün uzun bir sohbet gerçekleştirdik ve gidemediğime daha çok üzüldüm.

geçen sene 'pazar: bir ticaret masalı' filminin yerine bu sene 'bornova bornova' filmi koyulmuştu. yani kimsenin pek adını anmadığı filmlere verilen ödüller bu sene de devam etti. 'pazar: bir ticaret masalı' filmi en iyi film ödülünü aldıktan sonra vizyona girdi ama ne kadar izlendi bilmiyorum açıkçası.

hemen bir google araştırmasıyla buldum ve bahsi geçen filmin '2008 yılının en kötü ilk gün gişesi' başarısı(!)na vakıf olduğunu gördüm. kopya başına 24 kişi izlemiş filmi.

ama bu film türk sinemasının en büyük festivalinde en iyi film ödülünü '3 maymun' filmini geride bırakarak almamış mıydı? bu sorular geçen sene çok soruldu.

gelelim bu seneye. 'bornova bornova' filminin yönetmeni gazeteci ece temelkuran'ın kardeşi inan temelkuran. filmi henüz izleme fırsatı bulamadı birçoğumuz. ama bu film jüri tarafından her ödül verilişinde fazla beğeni sözleriyle ödülüne kavuştu. filmi izlemeden pek yorum yapmak istemiyorum tabii ki. mamafih bu jüriye 'konuşulanların dışında bir filme ödül verin' mi deniyor acaba?

diğer en iyi film ise reha erdem'in 'kosmos'u. fragmanından belliydi bu filmin sağlam ödüller alacağı ve 'kıskanmak' ile ödüllere baş koyacağı. ama 'kıskanmak' sadece nergis öztürk'ün filmi izleyen herkesin dediği gibi ''olağanüstü'' performansıyla ödül alıp istanbul'a döndü.

kosmos filmi şüphem yok çok zekice ve ince ayrıntılarla bezenmiş bir reha erdem filmidir. en iyi erkek oyuncu ödülünü alacağını düşünüyordum hatta. ama yine 'bornova bornova' çıktı karşımıza.

'kıskanmak' sadece kadın oyuncusunun performansı ile ödül aldı. ben ve çevremdeki çoğu kişi zeki demirkubuz'a duygusal bakıyor olabiliriz. ama filmi izleyen herkes 'kıskanmak' filmini favori değil favori oğlu favori belirlemesi, ''acaba bu filmleri sadece jüri mi doğru izliyor'' düşüncesini getiriyor akıllara.

gelelim fragmanında benim çok çok sevdiğim ahmet kaya'nın beni vur şarkısının geçtiği onur ünlü'nün 'beş şehir' filmi. festivalde olan arkadaşım filmi hiç beğenmemiş. ama ben bir filmin içinde beni vur şarkısı gidiyorsa gider izlerim. sinema eğitimi aldım (almaya da devam ediyorum) ama nihayetinde duygusal bir izleyiciyim. ayrıca onur ünlü'nün kafasının çok farklı şekilde çalıştığına inanıyorum. izleyince bir daha yazarız.

yazı daha fazla dağılmadan toplayalım.

jürinin bu sene 'bornova bornova' filminde haklı mı haksız mı olduğu, zeki demirkubuz'un en iyi yönetmen dalında adının herkes tarafından zikredilip ödül alamaması ve 'kosmos'un, reha erdem'in jüri başkanı erden kıral tarafından her sahneye çıktığı zaman goygoylanmasını, bu filmleri izledikten sonra bir kere daha yazacağım.

ayrıca ben neden bu son paragrafı yazdım bilmiyorum. sanki hürriyet, cumhuriyet, radikal, vatan gibi bir gazetenin köşe yazarıyım. ben kaç kişinin umrundayım yahu.

sinema işte.

jean luc godard'ın dediği gibi: ''sinema, gerçeğin saniyenin 24 katıyla çarpılmış halidir ve her sahne yalandır.''

sinema hayatımıza birebir benzeyebilir ama asla gerçek değildir. kurmacanın en büyüğüdür.

18 Ekim 2009 Pazar

uzak ihtimal


hayat ertelemeye gelmiyor.

ertelemediğim hisleri hatırlattı bu film bana.

kıymetini bir kere daha anladım hayatımda olanların.

sevginin...


16 Ekim 2009 Cuma

yastayız

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=265036&Categoryid=4&wid=141


tuna kiremitçi en sonunda 'nokta'yı koydu.

elveda.

15 Ekim 2009 Perşembe

starbucks akıllı ol!!!


bundan 2-3 ay önce metro city starbucks'ta ablamı beklerken adımın galip olarak yazılması ve sevgilimin güpgüzel(pekiştirmeye bak be) adını boça diye yazılması...

starbucks, bana bak koçum; okulumda güzide bir şuben olabilir ama bu tarz aptal isim şaşırma eylemleriniz devam ederse, değişik yollara başvurabilirim.

chai tea latte ve white chocalate mocha içen insanlarız biz. mini çavdarlı hindi, brownie cheesecake vb. yiyecekleri de severek tüketiriz. ama olmuyor bu hareketle. galip ne, boça ne be!!!

kahve camiasına son bir uyarımda nişantaşı cafe nero'ya: ayağınızı denk alın!

10 Ekim 2009 Cumartesi

pub yuvadır

1 sene olmuş. daha dün gibi geliyor, facebook'tan ''beni okuyun lan'' dediği zaman.

yayla cami
firüzağa
çağdaş börek
altın fıçı
metin abi
üstad
alexis
paşa
yenibosna sosyal tesisleri
asmalımescit
kaşar ekmek
kırmızı tuborg
zeytinyağlılar
uzun efes bardağı
damla pub
cepteki son parayla akbil
müslüm gürses
fairuz derin bulut



dostluk
vefa

altan olmasaydı, ben blog yazmazdım. ben blog yazmasam dodo'yu tanımazdım. dodo'yu tanımasam aşk nedir bilmezdim.



işte hepsi bu.

07 Ekim 2009 Çarşamba

imf ve işçiler

''gençlik yıllarımda komünisttim.''

bu söz imf başkanı dominique strauss-kahn'a ait. kendisi güzel dönmüş, bugünkü mevkisine bakarsak.

adı geçmişken söyleyeyim dedim; imf başkanına ayakkabı atılıyor. giderek araplaşıyoruz. tepkilerimiz bile onlara benziyor. korkutuyor bu beni.

bütün ülkelerin korkulu rüyası imf'nin yani paranın başında. gerçi bu imf'ye pek kızamıyorum ben. adamlar en basit şekliyle 'ekonominiz düzgün olsun ve bizim kucağımıza düşmeyin. düşerseniz geçmiş olsun' diyor.

istanbul'da keşmekeş ortamı bugün itibariyle sona erer umarım.

yapılan toplantılar büyük şirketlerin istikbali ve güveni, krizden nasıl daha az zarar alırlar gibi düşünceler çerçevesinde yapılıyor.

işçileri kim düşünüyor?

basın açıklaması için sendikalara ya da isimleri her neyse işte o gruplara, 14 tane yer göstermekle olmuyor bu işler.

sigortalı işçi çalıştıran bir şirketimiz var. onlar sağ partilere oy veriyor, biz ailece sol partiye.

onlar 1 mayıs'ta çalışmaya devam ediyor. babam ise geçen sene 1 mayıs akşamında şu cümleyi kuruyor: ''seneye taksim'i komple açarlar. hep beraber gideriz''

06 Ekim 2009 Salı

ab-ı hayat

okul başladı.

tez konumu henüz belirlemedim.

derslerde son senenin vermiş olduğu rahatlık,

ya da bizde vardı doğuştan o rahatlık.

2 gün boş, tam bi son sene üniversite öğrencisi.

sevgiliyle buluşmak için daha çok zaman,

ama bu taksim'deki olayların pek tekrarlanmaması lazım tabii ki.

taksim ayrı bi güzel çünkü;

her şey orada başladı.

istanbul'un muhtelif yerlerinde, meskun mahallerinde devam ediyor,

bu mutluluk.

sokaklar, caddeler, dolmuşlar;

alışveriş merkezleri, kitapçılar, d&r;

starbucks, asmalımescit, nişantaşı.

kurtuluş zaten bizim kurtulduğumuz yer,

hayatın hızından.

bugün düz yazı yazmamayı denedim.

becerebildim mi?

bilmiyorum.

ama

ama

ama

aşk güzel şey.

çok güzel.

sevgi paylaşınca daha güzel,

daha anlamlı.

iklimler geçiyor ve

biz tüm hızımızla aşık olmaya devam ediyoruz.

aynı ağaçtan düşen ve

yerde yan yana duran iki yaprak gibi.

rüzgar bizi nereye götürürse oraya gideceğiz,

ellerimiz ayrılmadan.

03 Ekim 2009 Cumartesi

behlül'ün sevdiği yemek?



tabii ki yengen.

29 Eylül 2009 Salı

justin poe

internetin açılınca buraya bakarsın diye yazıyorum sevgili sevgilim.

canım benim, seni seviyorum.




28 Eylül 2009 Pazartesi

medya transferleri

milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni sedat ergin hürriyet'e yazar olarak geçiyor. bekir coşkun'un habertürk'e geçmesinin ardından iyi bir hamle.

vatan gazetesi genel yayın yönetmeni tayfun devecioğlu ise artık milliyet'in genel yayın yönetmeni olacakmış.

tayfun devecioğlu vatan'ı çok değiştirmişti. kökeni çok sağlam olan milliyet'e neler katacak göreceğiz.

sedat ergin ise sevdiğim bir gazetecidir. bekir coşkun'un yerine yapılmış bir transfer gibi görüyorum bunu. ama bu transfer gazetede biraz değişiklik yapacakmış diye bir duyum aldım.(araştırmacı gazeteciliğe gel) yılmaz özdil, bekir coşkun'un yerine geçiyormuş. sedat ergin ise mehmet yılmaz'a komşu oluyormuş.

hürriyet çok güçlü oldu bu son transferle.

milliyet'in çehresinin bi nebze değişeceğini düşünüyorum.

vatan'da ise tuna kiremitçi daha fazla rol alırsa vatan'ın tadından yenmez.

şaka bir yana, doğan grubu gazeteleri çok çok güçlenmiş vaziyette.